Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle

'Geçmişten Günümüze Azınlık Vakıfları ve Vakıflar Kanunu”

'Geçmişten Günümüze Azınlık Vakıfları ve Vakıflar Kanunu”

Türk Ocakları Genel Merkezi çatısı altında faaliyetlerini sürdüren Akademik Çalışma Grubu, “ Ocak Gündemi” programı kapsamında bu hafta (19 Ocak 2008) Sn. Dr. Nazif Öztürk’ü konuk etti.

22 Ocak 2008 14:35
font boyutu küçülsün büyüsün


Türk Ocakları Genel Merkezi çatısı altında faaliyetlerini sürdüren Akademik Çalışma Grubu,  “ Ocak Gündemi” programı kapsamında bu hafta (19 Ocak 2008) Sn. Dr. Nazif Öztürk’ü konuk etti.  “Geçmişten Günümüze Azınlık Vakıfları ve Vakıflar Kanunu” başlıklı program aktif bir katılımla gerçekleşti.

İstanbul'un fethinden sonra, gayrimüslimlere günlük hayatlarını eskisi gibi sürdürebilmeleri ve dinlerinin icaplarını yerine getirmeleri maksadıyla ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla hak verildiğini; verilen bu hak gereğince o tarihten bu yana Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerin kendi din adamlarını seçebildiğini, mabetlerinde ibadetlerini yapabildiğini, müstakil okul ve hastane açarak çocuklarını kendi kültürel değerleri doğrultusunda eğittiğini ve hastalarını kendi sağlık tesislerinde tedavi ettirebildiğini anlatarak konuşmasına başlayan Sn. Öztürk şu şekilde devam etti.

“Fatih’in fermanla verdiği hakkı elde eden azınlıklar özellikle devletin zayıf duruma düştüğü durumlarda  yapılan milletlerarası antlaşmalarda büyük devletlerin koruması altında sürekli taviz koparmışlardır. Bu düzenlemelerin başında 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı gelmektedir. Bunu Islahat Fermanı, Paris Antlaşması (özellikle 9. madde), I. Meşrutiyet, Berlin Antlaşması olmak üzere peş peşe takip etmiştir. Gayrimüslimlere kısmi mal edinme hakkı ilk kez 1867 tarihinde verilmiştir. Yabancı devletlerin büyük baskısına rağmen bu yetki sadece gerçek kişilere o da ihtiyaçları varsa verilmiştir. Buna rağmen ülkemizde ilk kez 1912 yılında çıkarılan kanun ile Osmanlı tabiiyetinde olan tüzel kişilere de taşınmaz mal edinmelerine izin verilmiştir. Ancak, bu kanuna rağmen uygulamada  Osmanlı hiçbirine tapu vermemiştir. Osmanlı döneminde kurulan vakfiye sayısı sadece 31 adettir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde, gayrimüslimlerin kurduğu vakıfların yer aldığı "Evkâf-ı Hıristiyan" adına taşıyan 29 numaralı bir defter bulunmaktadır. Bu defterde 31 vakfiye kayıtlıdır. Bu vakıflardan İstanbul ve çevresinde 22, Ayvalık'ta 2 olmak üzere diğerleri Büyükada, Yalova, Çanakkale, Bursa, Kütahya, Edremit, Gümüşhacıköy'de kurulmuştur. Kurucularından 28'i Ermeni, 2'si Rum, 1'i Yahudi'dir. 29'u Devlet-i âli, 1'i Yunan, 1'de Rus tebaasındandır. Ülkemizde, hiçbir kilise vakıf olarak yapılmamıştır. Dolayısıyla hiçbir kilise de vakıf değildir. Bugün filan kilise, falan mektep veya hastane vakfı diye işlem gören ve 165 adet olduğu söylenen vakıflar nereden ortaya çıkmıştır?”

Lozan Konferansında azınlıklar konusunun, en çetin işlerden biri olduğunu anlatarak konuşmasına devam eden Sn. Öztürk “Azınlıklar konusunda Lozan Konferansında yapılan uzun müzakerelerden sonra Antlaşmanın azınlık vakıflarıyla ilgili 42. maddesinin birinci fıkrası; ‘Türkiye Hükümeti müslüman olmayan azınlıkların aile hukuku veya kişisel hükümleri konusunda, bu sorunların adı geçen azınlıkların örf ve âdetlerine göre çözülüp bitirilmesine uygun her türlü hükümler konulmasına muvafakat eder’ biçiminde düzenlenmiştir. Lozan Antlaşmasından sonra, 1926'da kabul edilen Medeni Kanun ile bu tarihten sonra kurulacak mal topluluklarına ‘tesis’ adı verildi. 1926 öncesinde eski hukuka göre kurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkartılması kararlaştırıldı. Bu karar doğrultusunda çıkartılacak tatbikat kanununu hazırlamak üzere  İsviçre'den ülkemize getirilen M. Hans Leemann tarafından hazırlanan Vakıflar Kanununda, azınlık vakıflarının yönetiminin devlete bırakılması öngörülmüştür. Buna rağmen, Danıştay  ‘azınlık vakıflarının yönetiminin devlete bırakılmasını Lozan Anlaşması'nın ilgili maddelerine ters düşeceği ve sakıncalar doğuracağı gerekçesiyle benimsememiştir’. Bu gerekçe ile cemaatlerce yönetilen azınlık vakıflarının seçilmiş heyetleri tarafından idare edilmesi görüşü benimsenmiş ve azınlık vakıfları mülhak vakıflar arasında gösterilmiştir. Kanun tasarısının görüşülmesi sırasında azınlık vakıfları lehine üç aşamalı bir iyileştirmeden sonra, azınlık vakıflarının yönetim organlarının, aslî unsur olan müslümanların kurduğu mülhak vakıf mütevellilerinden ayrı bir biçimde, cemaatleri tarafından seçilmeleri esası kabul edilerek, yönetim ve temsillerinde ayrıcalık tanınmıştır.  Kanun da, ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nce tanınmış olan yabancılara ait dinî, ilmî ve hayrî müesseselerin fermanlara ve hükümet kararlarına dayanarak sahiplendikleri taşınmazlar, bu belgelerin sınırları dışına çıkmamak ve hükümetin izni alınmak şartıyla müesseselerin tüzelkişilikleri namına tescil olunabilir’ şeklinde bir hüküm konulmuştur. Tüm bunlara rağmen, her zaman olduğu gibi verilen bu ayrıcalıklar onları yine tatmin etmemiştir”. Dedi.  

Sn. Öztürk, ülkemizde bulunmalarına rağmen külfeti ve nimeti beraber paylaşma arzusunda olmayan azınlık vakıfları, uzun yıllar devlet otoritesi dışında kalarak yaşamaya alıştıklarından çıkarılan vakıf yasalarına bir türlü uymadıklarını, bu sebeple 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ilgili maddelerinin defalarca değişikliğe uğradığını ve günümüzde yeni bir Vakıflar Yasası çıkmak üzere olduğunu dile getirdi.  

Ülkemizde “Vakıfların ıslahına yönelik yapılan girişimlerin Avrupa’dan gelen siyasi tesirin etkisi ile yapıldığını vurgulayan Dr. Nazif Öztürk, bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın şu bilgileri verdiğini belirtti: “vakıf taşınmazlarının yabancılara ve gayrimüslimlere satılmasına imkan sağlamak amacıyla, batılıların teşvik ve baskısıyla Osmanlı Devleti Evkaf-ı Hümayun Nezareti (Evkaf Bakanlığı) kurmuştur. Bugün evkaf arşivlerinde, birçokları dış devletlerin istek ve tazyiki sonucu hazırlanmış vakıflarla ilgili mevzuat düzenlemeleri bulunmaktadır. Her nedense öteden beri bunların saklanması ve gizli tutulması esas alınmıştır. Bu memlekette icrayı etkileyecek zorlayıcı dış tesirlerin millete duyurulmadan gizlice tatbikine gidilmesi, Avrupa’nın bizde kolayca başardığı bir husustur.”  Geçmişteki siyasi tesirin benzer bir şekilde AB’ne giriş süreci ile devam etmekte olduğundan bahseden Sn. Öztürk, önümüzdeki günlerde çıkarılacak Vakıflar Yasasına göre, ‘cemaat vakıfları dünyanın herhangi bir ülkesinden, kimseye sormadan maddi yardım bağış alabilir ve bu paralar ile inanın ki, Türkiye’yi satın alabilirler’. Şeklinde tüyler ürperten uyarıda bulundu. Sn. Öztürk, ‘ABD’de bir m2 toprak almak isteyen kişinin, her yönüyle detaylı bir şekilde araştırması yapılırken yasalarımızla güvence altına alınması gereken topraklarımızı maalesef koruyamıyoruz. Son yıllarda vakıflarla ilgili mevzuatın sürekli olarak azınlıklar lehine değiştirildiğini, bizim beğenmeyerek yerden yere vurduğumuz yasaları, “beğenmeme” politikası uygulayan azınlık vakıfları bu yolla sürekli olarak kazanç elde etmişlerdir. Bugün de TESEV raporunda olduğu gibi, yasa metnini beğenmemiş görünerek daha fazlasını istemektedirler”. Diyerek konuşmasının sürdüren Sn. Öztürk konuşmasının son bölümünde ise, ‘Vakıflar Kanunu’nun  Cumhurbaşkanı tarafından dokuz maddesinin yeniden görüşülmesi üzere Meclise iade edildiğini, fakat kanunun aynen köşke iade edildiğini ve bakanların imzasına sunulduğunu ve maalesef tasarının bu şekilde yasalaşması halinde  birçok sakınca içerdiğini’ vurguladı. Sn. Öztürk, kendisinin bu konuda yürüttüğü mücadelede yalnız bırakıldığını ifade etti. Şu günlerde imzada bulunan yasa için ‘bu haliyle inşallah çıkmaz’ diyen Sn. Öztürk, katılımcılarının sorularına verdiği cevaplar ile konuşmasına son verdi. 










yorumlayorum ekle


Yorumlar (6)
  • NİSA / 2 Nisan 2012 15:17

    F

    ARKADAŞLAR HEMEN BANA
  • hilal kocaer / 28 Mart 2011 14:33

    şikayet

    ben vakıf diyorum siz ne çıkartıyorsunuaz 2saatir uğraşıyorum siteye bilgi ekleyin birzzzzzz
  • aadsız / 25 Nisan 2010 21:47

  • buse / 5 Nisan 2010 21:15

    bu ne ya 2 saatir bulamıorum üff yardım edin
  • byn gzl / 31 Mart 2010 19:47

    en büyük fener

    ben hiç birşey anlamadım ve ödevime yardımcı olmadınızz ltfen daha fazla bilgi(EN BÜYÜK FENER)
  • sdsf / 27 Mart 2009 21:43

    ggggggg

    güzel







Anket

Türkiye'nin;tek Devlet,tek Millet,tek Dil ve Tek Bayrak diye ifade edilen üniter yapısıyla ilgili herhangi bir endişeniz var mı?

  • Evet
  • Hayır
  • Kısmen
  • Fikrim yok



   [ sonuçlar için tıklayın ]