En Sıcak Konular

Kamil Büyüker

Mazi ve Ati
Kamil Büyüker
16 Kasım 2008

Kökleri Mazide, Dalları Atide Sanatkarlar



Üstat Necip Fazıl, “Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış/ Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.”

diyerek ne güzel tanımlamış sanatın membaını, mebdeini, manasını ve mecrasını… Bizde de sanat asırlardır aynı telakki içinde algılandığı ve hazmedildiği için, sağlam bir mana kökeninden yoksun garplıların sanat anlayışı dışında bizde farklı sanatları icra edecek alanlar ortaya çıkmıştır. Hüsn ü Hat, Ebru, tezhip, sedefkârlık, (altın gümüş, bakır üzerine) kakmacılık gibi var olan veya geliştirilmiş/işlenmiş anat dallarımızın dışında farklı sanat dalları da teşekkül etmiştir. Bütün mesele o büyük sanatkârı kelimelere, kâğıtlara nakış nakış, ilmek ilmek işlemek…

 

            Türk İslâm sanatları deyince bu sahada hizmeti ve emeği büyük bir insan olan Prof. Dr. M. Zeki Kuşoğlu -kendisi de bu yolda köprü bir insan olarak- köklü Türk İslâm sanat geleneğinin halkaları olan, uzun yıllar bir köprü vazifesi olmuş insanları kitaplaştırmış. LM yayınlarından çıkan eser “Gelenekten geleceğe Köprü İnsanlar” adını taşıyor. Kitabın esas gayesi belki de giriş de aktarıldığı gibi “unutmamak ve hatırlamak” Hayattayken kıymetini bilemediğimiz, ancak kaybettikten sonra kıymetini anlamaya çalıştığımız değerlerimizden bahsediyor.  Öyle ya atalar sözünde demiyor mu: “Kıymet bilenindir” diye. Kıymet bilmek her kişinin kârı değil elbet. M. Zeki Kuşoğlu Beyefendi de sanat tarif ederken “sanat, bir milletin kimliğidir” diyor. Başkalarının ayak izine basarak nasıl yol alınabilir, başkalarını kopya ederek nasıl “kendi” olunabilir, diye haykırıyor. Ve kitabına aldığı zevatlardan bahisle, “eğer kitapta bahsedilen sanatkârlar olmasaydı, bugün yaptıklarımızın tamamı soysuz kopya birer çabadan ileriye gitmeyecekti.” Peki, kitapta anlatılan, medeniyetimizin kimliği ve hafızası olan bu soylu isimler kimler? Başta Hattatların piri Hattat Hâmid Aytaç ki, Hamid Bey’in İbnü’l Emin Mahmut Kemal bey’e yazdığı “Son Hattatlar” kitabında da yer alan kısa hayat hikâyesi burada da aktarılmış. Yazar Hamid Beyi güzel bir yazı ve Ali Ulvi Bey’in Hamid Bey’e yazdığı şiirle vefa borcunu yerine getirmiş. Yine geçen günlerde aramızdan ayrılan Prof. Dr. Ali Alparslan Hoca, Uğur Derman, kitapta Hamid beyi yazan isimler. Her biri sanatımızın kutup şahsiyetleri olan Hattat M. Halim Özyazıcı, Rikkat Kunt, A. Süheyl Ünver, Ekrem Hakkı Ayverdi, Mesrur İzzet Bey, Sedefkâr Vâsıf Bey, Kakmacı Ziya bey, Şevket Dağ, Mustafa Düzgünman gibi isimler de kitap yer almış. Kitabın sayfaları arasında gezindikçe birbirinde zarif, mütevazı, ilmiyle amil, sanatıyla ruhlara inkişaf eden çok isimler kaybettiğimizi anlıyoruz. Geride sadece, bıraktıkları sanatları öksüz kalmıyor, yerleri dolacak zarafette ve nezakette insan fakirliği de yaşıyoruz. Yazar kitabında şu cümlelerle, bu üstad şahsiyetlerinde farkını ortaya koymuş oluyor: “Sanatkârın tavrı ve düşüncesi “başkaları ne yapmış” ve “ben ne yapmalıyım?” şeklinde olmadıkça yaptığı iş de sanat olmaz, kopya olur.” Kitapta geçen isimler de bu kaygıyı taşımışlar, yerli olana, köklü olana ve en önemlisi mana yüklü olana yatırım yapmışlardır.

 

İstiklâl’in madalyası ya da bir vefa borcu

            Yazar “Vefa borcu” isimli yazısında özellikle gözden kaçan bir ayrıntıya dikkatlerimizi çekiyor. Aslında bu güne kadar hiç düşünmediğimiz, kafa yormadığımız, ciddiye bile almadığımız meselelerden birisidir bu. Yazıya mevzu olan isim “Mesrur İzzet Bey”dir. Kendisi İstiklâl madalyalarını yapmakla maruf bir isimdir. Ama ne var ki bu isim İstiklâl Mücadelesi kadar, İstiklal Marşı kadar yankı bulmamıştır. Bunu da yazar yaşadığı bir olayla şöyle naklediyor.

            “Geçtiğimiz Mayıs 2004’de, I. Kahramanmaraş Ulusal Sempozyumu gerçekleşti. İlim adamları ve araştırmacıların katılımıyla. Çok da güzel oldu. Katkıda bulunanlara teşekkürü bir borç bilirim. Çoğumuzun bildiği gibi Kahramanmaraş’a ve İnebolu’ya göstermiş oldukları kahramanlık ve yararlılık için T.C. Hükümeti bir vefa borcu olarak İstiklal Madalya’sı tevdi etmişti. Maraş ve İnebolu bu şerefi fazlasıyla hak etmişlerdir.  Misafirperver K. Maraşlılar bize şehirlerini gezdirirken aklıma bir soru takıldı. Çevremdekilere “İstiklal Marşımızı kim yazdı?” diye sorunca hepsi alay ettiğimi sandı. Çocukların dahi bileceği bu soruyu neden sorduğumu sordular. “Peki, İstiklal Madalyasını yapan sanatkârın ismi nedir?” diye sorunca ortalığı büyük bir sessizlik sardı. Çünkü gezdiğim, gittiğim hiçbir caddede, okulda, önemli yapıda onun ismine rastlamadım. Birilerin e göre önemsiz olabilirdi o simi bilmemek. Belki benim de aynı zamanda bir sanatkâr olmamdan mıdır nedir çok çok üzüldüm. Zaten sağlığında da yaptığı önemli işlere rağmen, yaşanan kargaşa içinde kıymeti bilinmemişti sanatkârın. Ama aradan seksen yıl geçmiş, taşlar çoktan yerine oturmuş, oturmuş ama sanatkâr için bir taşa bile ad verilmemiş. Gücüme de gitmedi değil. Sorumu hem yetkililere, hem de araştırmacı ilim adamlarına yönelttim ve dedim ki “iki gün mühlet. Nereden ve nasıl araştırırsanız araştırın ve o isme ulaşın. Hem isimi bilene kitaplarımı ve eserlerimi hediye edeceğim”  dedim.(…) Maalesef sanatkârın adını açıklamak iki gün sonra yine bana düştü.” (s.116–119) Yazar kitabına aldığı bu köprü insanların hususiyetlerini de şöyle sıralıyor: “Biri ortak özellikleri, diğeri farklı özellikleri. Ortak özellikleri imanları, vatan aşkları ve milletin gerçek değerlerini bilmeleri ve mesleklerini ibadet edercesine sevmeleridir. Farklı kişilikleri ise onları farklı kılandır.” (s.77)

 

 Hoca Ali Rıza Efendinin hayatından bir kare

            Yine kitapta nakledilen bir rivayet de A. Süheyl Ünver Bey’in Hocası Hoca Ali Rıza Efendi Hakkında.  Ali Rıza Efendi yardımsever bir insandır ama tabir yerinde ise “her zaman yardıma hazır, her zaman muhtaç”, diye anılan insanların durumundadır. Bu yüzden maddi sıkıntı çekmekte ve oturduğu evden parası yetmediği için çıkmak zorundadır. Hikâyenin devamını yazarın naklinden dinleyelim: “Bir kaç sokak ötede, oturanların bir iki ay içinde terk ettiği bir ahşap ev vardır. Hoca kirası düşük olduğu için burayı kiralar. Sakinler bilir ama hoca bilmez, evin farelerce istila edildiğini ve kiracıların bu istilaya dayanamayıp evi terk ettiklerini. Fakat hoca altı ay gibi kısa bir zaman hiç şikâyet etmeden bu evde yaşar. Semt sakinleri özellikle de bakkal, bu işe akıl erdiremez ve dayanamayıp hocaya sorar. “Hocam, o fareli evde nasıl yaşıyorsun, seni rahatsız etmiyorlar mı?” hoca efendi bakkala “Hani senden her gün bir ekmek ve biraz beyaz peynir alıyorum ya; işte onlar fareler içindir. Onların çıktıkları delikleri tespit ettim. Onlara biraz ekmek, biraz da peynir bırakıyorum. Gelip rızklarını alıp gidiyorlar ve beni rahatsız etmiyorlar.” der. Hoca o evde yıllarca yaşar.” (s.80)

            Geçmişten geleceğe köprü olan daha nice önemli sima bizleri bekliyor. Hemhâl olmak, meclise iştirak etmek, sohbetten feyz almak isteyenler, buyurun aşkı niyaz ile…

 

-Gelenekten geleceğe Köprü İnsanlar, M. Zeki Kuşoğlu, LM yay., 2006-



Bu yazı 2,402 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Kasım 2008 Kökleri Mazide, Dalları Atide Sanatkarlar
    • 25 Eylül 2008 Hz. Ali'den Çağları Aşan Mesajlar
    • 1 Eylül 2008 Geçmiş Ramazanlar olur ki…
    • 3 Ağustos 2008 Hikmet Tâcı: Gelin Tâcı
    • 19 Temmuz 2008 Kanaat Nimeti ve Biz
    • 12 Temmuz 2008 “Yaşamak İçin Ya Derviş Veya Filozof Olmalı”
    • 7 Temmuz 2008 Tarihin ve Coğrafyanın Tapusu:Mezarlıklar

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,939 µs